
Yazarın Not Defteri #3
Konuşmak ya da Konuşamamak
Maya Angelou kitabında “Herkesin bir kitabı vardır, ama çoğu insan onu yazmaz.” (Maya Angelou, Çeşitli Konuşmalar) diyordu ve ben de geçmişten beri iflah olmaz yalnızlığımı ama daha fazla anlaşılma ihtiyacımı konuşarak değil de yazarak gidermeye yöneliyordum. Çoğunlukla kendimle, yani günlüklerimle, bazen de kendimi ifade edemediğim her durumda bir mektupla ve elbette daha sonraları uzun uzun mesajlarla… Çünkü yazmak konuşmanın asla yapamadığını yapıyordu benim için. Gözden kaçırdığım her detayı bana gösteriyor, yanlış anlamaya meyil vermiyor (bu en önemlisi elbette), en azından bunu en düşük seviyeye çekiyor, ama nihayetinde beni anlatmak istediğimi anlatmış olmanın rahatlığına kavuşturuyordu. Kendi hayat hikayemin yazılı bir dosyasını hazırladığımdan habersiz yapıyordum bunu, ama aynı zamanda okunacağı korkusuyla hikâyeye ne kadar sadık kaldığım konusu da bulanıklaşıyordu. Hafif çantalarla asla aram iyi gitmiyordu. Çünkü elimi çantama attığımda; yazın ortasında yağan yağmura şemsiye çıkarabilmeyi, düştüğümde yara bandına ulaşabilmeyi, hiç yoktan mide bulantısına kusma poşeti, vapurda orada burada boş boş oturmamak için kitap bulabilmeyi istiyordum. Cüzdan, anahtarlık ve 500ml su şişesini ve elbette günlüklerimin yağmalanma korkusu içimde olsa da en azından birini kurtarmak adına güncel olan defterimi tüm bu ağrılıkların içine bırakıveriyordum.
Günlüklerim benimle böyle diyar diyar gezerken hayat karşıma iki edebiyat ustası çıkarıyordu. Bunlardan biri lise edebiyat öğretmenim Fethi Karamahmutoğlu’ydu. Adıyla müsemma; liseli kızlar olarak ileri yaşına rağmen mavi gözlerine, karizmatik duruşuna, sen anlat ben dinleyeyim sesine duyduğumuz hayranlık, yetmiyormuş gibi buna eşlik eden edebi ve musiki dolu entelektüelliği iki kere fethediyordu kalplerimizi. Benim de elbette edebiyata olan hayranlığım, çocukluğumda beni okumaya teşvik eden mamam, her zaman bir örnek olarak etrafımda olan abilerim diyebileceğim kuzenlerim sayesinde başlamıştı, böylelikle daha da derinleşiyordu. Maalesef bir sonraki aşamada bu “edebiyat” merakı mamamın bana okuttuğu çocuk klasikleri furyasından çıkarak yerini Beyaz Dizilere bırakmıştı. 80’lerden bilenler bilir, erkeklerin daha çok ilgi duyduğu çizgi romanlara inat, genç kızların deli gibi peşinden gittiği bir furyaydı bu ve tabii ki ben de arkadaşlarımdan eksik kalmıyordum. Kitaplar 18+ biz ise ancak on dörtlerimizdeydik ve ileride hayatımıza girmesini isteyeceğimiz erkeklerin şimdilik silik profillerini de inceden inceye hafızamıza nakşediyorduk. 😊