
Yazarın Not Defteri #8
Pranga
Bu arada yıllardır kurgu dışı kitaplarla bunaldığım ve fakat çokça da bilgilendiğim döneme ara vermiş, beynimi hiç bilmediğim, ama çokça ödül ya da övgü almış kurgu romanlarla ödüllendiriyordum. Ödüllendiriyordum ödüllendirmesine de bir yandan da ezim ezim eziliyordum da. Bu kadar olağanüstü kurgulara mı, bunları nasıl ve nereden bulup çıkarabildiklerine mi, yoksa bunların zerresinin bende olamayışına mı yanayım bilemiyordum. Bu kötü yanıydı bu lezzetli okumaların, fakat iyi bir yanı da vardı. O çok sevilen, popüler olan, hatta ödül alan kitapların çoğu birinci tekil şahısla anlatılmıştı. Bense üçüncü tekil ya da tanrı anlatıcı konusunda kendimi prangaya vurmuş, olduğum yerde debelenmeyi de önemli bir şey zannediyordum.
Bir sabah uyandım, bileklerimden beni yakalayan zincirleri bir kenara fırlattım ve kulaklarımı beni sürekli eleştiren içimdeki o uyuz editöre tıkadım ve sonunda bir eziyet haline gelen bu macerama şimdilik veda etmeye ikna oldum. Genelde kendime haksızlık etmek konusunda iyiydim ama bu sefer etmemiştim ve yüreğim titreyerek bu taslağı da dijital ortamın unutulmuş dosyalarının arasına kaldırmıştım. Artık yapabildiğim en iyi şeyi, bana keyif verecek şekilde yapacak, gerisini de sürprizlerin en tatlısını yapabilen yüce Yaratıcıya bırakacaktım. Katlayıp bir kenara kaldırdıklarımla özgürce ve gönlümce kucaklaşmak için can atıyordum şimdi. Zamanında kaygı ile yazamadığım ne varsa yazacak, hepsini kendi zamanına, hak ettikleri özenli yere yerleştirecektim. Eh, bir de uyarına gelir de hiç olmazsa bazıları ayaklanıp orada bir yerlerde hiç tanımadığım benzer kalplere konabilseler, daha da ne isterdim ki?